h Dolar 16,8853 % -2.7
h Euro 17,8334 % -2.7
h BIST100 %
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

İnsanlar Söyledikleri Yalanlara Neden İnanırlar?

Yaşamınızda zaman zaman bazı bireylerin söyledikleri palavralara inanıp, o rollere bürünerek yaşadıklarına tanık olmuş olabilirsiniz. Bu vaziyet oldukça donakaltıcı gözüküyor olsa da reelinde artta uyuyan bilimsel bir açıklama mevcut. Bu biçimde yaşayan şahıslar, yaptıklarının farkında dahi olmayıp, gerçekten palavralarına inanıyor olabilirler.

İnsanlar kimi zaman küçük tefek mazeretler üreterek, kimi zaman ise hakikatte hiç yaşanmamış olgular yaratarak, palavra söyleme yoluna müracaat etebiliyorlar. Palavra söylemenin ilişkiler üzerindeki negatif tesiri besbelli. Peki söylenilen palavraların şahsın kendisi üzerinde nasıl bir tesir yarattığını hiç düşünmüş müydünüz?

Söylediğimiz palavraların reel olduğuna inanmamız için dakika kadar kısa bir vakit yetiyor. 

Öğrenişsel psikoloji üzerine çalışan bir grup psikolog, palavra söylemenin beyin üzerinde asıllaştırdığı tesiri bulmak ismine, genç yaşlılardan oluşan bir grup kuruyorlar. Yaşları 60-92 ve 18-24 aralığında olan bu şahısları, gençler ve yaşlılar olarak iki takım olarak ayırıyorlar. Her iki gruptan da istenen, kendilerine verilecek olan anketteki sualleri “yanlış” yanıtlar vererek yanıtlamaları oluyor.  Ankette “Dün yemek yerken çatal kullandınız mı?, Uyanmadan evvel alarmınızı ertelediniz mi?” gibi kobayların bir evvelki gün içerisinde yaptıkları etkinlikleri kapsayan sualler alıyor. Deneye katılan şahıslar sualleri yanıtlarken, beyinlerinde asıllaşan elektriksel etkinlikler, EEG denilen bir usulle gözlemleniyor. 

Tüm deney grubu, anket suallerini yanıtlamayı tamamladıktan takribî 1 saat sonra aynı suallere bu kere de “doğru” yanıt vermeleri isteniyor. Her iki deney esnasında da gözlem altında olan bireylerin, beyinlerindeki elektriksel etkinliklerden elde edilen bilgiler donakaltıcı neticeler ortaya koyuyor. 

Deneye katılan şahıslar, doğru yanıtın hangisi olduğunu anımsamakta eforluk sürüklüyor. 

Toplam 42 şahsın katılım gösterdiği çalışmada, olan grubun söyledikleri palavraya daha çok inandıkları kollandı. İnsan beyninin ihtiyarladıkça doğru palavra arasındaki farkı idrak etmesinin eforlaştığını anlatan psikologlar, deney ile evvelden de öğrenilen bu tezin kanıtlandığını söylediler. Palavra söylemenin belleği yine programlama gibi bir özelliği olduğunu ifade eden tahlilciler, şahsın kendi yazdığı bir öyküyü, gerçekten olmuş gibi anımsıyor olmasının sebebinin bu olduğunu ifade ettiler. Yaşlı bireylerin belleklerinin seneler içinde zayıflaması nedeni ile şahıslar doğru olmayan öyküler yarattıklarında, yeni oluşturulan bu öyküleri reel bir anı gibi kabul etme ihtimalleri de çoğalıyor. 

Öğrenişsel psikologlar, her zaman doğrunun söylenmesi vaziyette, anıları anımsamak için süper bir belleğe gerek olmayacağını, beynin zati doğru olan anıları seçip çıkarmasının daha kolay bir süreç olacağını bildirdiler. 

Yapılan çalışmalar, insanların bazen şuurlu olarak palavra söylemediklerini, kendilerini aldatmak için asılları çarptırdıklarını da gözler önüne seriyor. Şahıslar bu gibi gidişatlara bazen özgüvenlerini gözetmek ismine, bazen cemiyet baskısına karşı koyabilmek için başvurabiliyorlar. Her insanın kendine göre geçerli bir sebebinin olduğu, “reeli kabul etmeme” gidişatı, bireylerin yaşamlarının hakimiyetini tamamen ele geçiriyor. 

Bir yalanı yaşamak bireylere stres, anksiyete, bunalım gibi istenmeyen gidişatlardan bir kaçış yolu olarak gözükebilir. Hakikatte ise insanları olmak istedikleri noktadan uzaklaştıran, gereken aksiyonları almalarına mani olan ehemmiyetli bir sağlık problemidir. 

Uzmanlar tarafından, insanların en çok kariyer, para, cinsiyet konutlulukları mevzusunda palavra söyledikleri işaret ediliyor. Bu palavralara, bilimsel olarak “kendini kandırma” ismi veriliyor.  

Kendini kandırma bazen bir ömür boyu yaşanmaya devam edilen fakat reelinde yaşanmak istenmeyen bir yaşama dönüşebiliyor. Uzun seneler süresince bu biçimde yaşamış, eninde sonunda bu gidişatlarından kurtulmayı muvaffak olmuş, iki değişik şahsın yaşamlarından kesitlerle mevzuyu irdeleyelim. 

David Wertime, Hong Kong’ta yaşayan, oldukça prestijli bir firmada çalışan bir avukat. Kendisi işinde o kadar zaferli ki, adı tüm avukatlık camiasını öğreniliyor. Bu kadar prestijli bir işe sahip olmanın yanı gizeme, parasal olarak çok iyi ihtimallere sahip. Cemiyet içinde saygın bir yere sahip olan Wertime, kendi sosyal etrafında da zaferlerinden dolayı methiyeyle anlatılan bir şahıs. Zaferli avukat, içten içe mutsuz olduğunu fark etmesiyle beraber, kendisini bu işte çok zaferli olduğunu zira bunun için yaratıldığını söyleyerek telkin ediyor. Seneler süren bu kendini aldatma süreci, avukatı derin bir mutsuzluk kapana kısılmışlık hissi içerisine vazgeçiyor. Artık kendi yaşamını yaşamıyormuş gibi paydan Wertime, sonunda psikolojik olarak destek almaya karar veriyor.  

Zaferli Avukat, tüm aile cemiyet baskısına göğüs gererek, çok daha az parasal imkânları olan ama hakikatte yapmak istediği, coşku dinlediği online haber siteleri planlama işine girişiyor. İşini çok daha özveri ve mutlulukla yapan Wertime, şuan oldukça sık takip edilen bir sitenin de kurucularından biri. 

Kendini bir palavraya inandırarak, hakikatte mutlu olup olmadığının farkında dahi olmayan bir başka şahıs ise Victoria Kristoph. Evlendiğinde yalnızca 20 yaşında olan Kristoph, aşık olarak evlendiği şahsın seneler içerisinde ondan uzaklaşmasını hiçbir biçimde kabul etmemiş. Kocasının kendisini kandırdığını fark ettiğinde dahi gidişatı bir biçimde kendisine değişik açıklamalarla açıklama edip, kabullenmiş. Yalnız kalmanın, boşanmanın ve boşandıktan sonra yaşayacağı aile ve cemiyet baskısının yükünü taşımak istemediği için böyle bir opsiyonu olduğunu dahi seneler süresince düşünmemiş. Uzun seneler süresince reelinde her konutluluğun böyle olduğuna, kendisinin de gerçekten mutlu olduğuna bir biçimde kendini ikna etmiş. 

Asılları kabul edip, yüzleşmesinin oldukça güç olduğu bir rehabilitasyon sürecinden sonra Victoria Kristoph eşinden parçalamayı muvaffak olmuş. Şimdi geriye dönüp baktığında, kendini bu kadar uzun vakit nasıl aldatabildiğine anlam veremediğini anlatan Kristoph, bugün kendi ile barışık olduğu ve gerçekten mutlu olduğu bir konutluluğa sahip. 

Tüm araştırmalar ve gözlemler gösteriyor ki, “Palavra söylemek reelinde şahsın kendisini aldatmasıdır” lafı, sanılandan daha büyük bir reelliğe sahip. Tüm bu bilgiler ışığında, doğru olmayan öyküler yaratırken yaşamlarınızı değiştiriyor olduğunuzu, olmayan anılardan mutluluk umduğunuzu unutmamak gerekiyor. 


YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Fiber İnternet Nedir, Nasıl Çalışır, Neden Daha Hızlıdır?

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.